14 Mart 2012 Çarşamba

Yaz Kızım: Ekmek Parası

Ömrü yazarak geçmişti...
Geçimini de yazarak idame ettiriyordu. Babası da aynı şekilde yaşamıştı. Eli kalem tutmaya başladığından beri yazmıştı. Sonraları daktilo çıktığında onu kullanmak zorunda kalmıştı. Başlarda epey zorlanmıştı ama çabuk da öğrenmişti.
Babasından kalan daktilo ile yazıyordu. Evinde tabi ki. Çok gürültü çıkardığı için iş yerinden daktilosunu kullanmasına izin vermemişlerdi. Gıcır gıcır bir daktilo almışlardı. Sonradan da bilgisayar çıkmıştı zaten. Artık bilgisayarda çok hızlı bir şekilde yazıyordu. 
Bazen bu kadar şeyi nasıl yazabildiğini düşünürdü. Cevap bulamazdı her seferinde ve her seferinde "Genimizde var herhalde." derdi.
Yazmanın genlerle alakalı bir şey olmadığını biliyordu elbette ama babasının da bu işi çok iyi yapabiliyor olmasına başka bir anlam veremiyordu. 
Bütün bunları düşünmüş müydü gerçekten? Lavaboya gireli kaç dakika olduğunu kestiremedi. En çok da kadınlar tuvaletine girmek zorunda olmasından nefret ediyordu. Kocaman adliye sarayının kocaman tuvaletinin kocaman aynasına doğru eğildi. Makyajını kontrol ediyordu. Biraz önce düşündüklerini düşündü. Aslında hep düşündüğü şeyleri. Sonra duymaya alışkın olduğu bir ses yankılandı kulaklarında:
-Yaz kızım!
İrkildi. Arkasına, sağına soluna baktı. Kimse yoktu. Güldü kendi kendine. Bir erkek gibi küfretti. Birisi bu küfrünü duysa hakkında farklı şeyler düşünebilirdi. 
Babasını düşündü sonra. Ne güzel şeyler yazmıştı. Oysa kendisi...
Yazıyordu kendisi de bazen ama çoğu zaman birinin "Yaz kızım!" demesi gerekiyordu.
Alnına baktı aynada. Kırışmış ve terlemişti. Bıyık ve sakallarının yer aldığı bölgeler de onları tamamen aldırdığından beri daha az terliyordu. 
Kadınlar tuvaletinde olduğunu hatırladı tekrar...
Biraz önce "Yaz kızım!" diyen adama ettiği küfrü tekrarladı. Alnına baktı tekrar. Terlemişti. Peruğunu düzeltti. Biraz geri çekilip kendine boydan baktı. Kadınsı yürüyüşünü takınırken "ekmek parası" dedi içinden.
Ve yazmaya gitti...

6 Mart 2012 Salı

Sonraki Adım

Bir sonraki adımı düşündüm hep...
Ne dünden bir tat alabildim
ne de bugünü yaşadım.
Bir sonraki adımı düşündüm...
yarın ne diyeceklerdi bana...
Cenin oldum
bebek oldum
çocuk oldum
büyüdüm...
Ergen oldum
genç oldum
delikanlı oldum
yaşlandım...
Kim bilir yarın ne diyecekler bana...
Bir sonraki adımı düşündüm hep...

Gülerek Uyanan Adam

Gülüyordu...
Gözlerini açtığında da gülüyordu hala. Birazdan doğaya bir dakikalığına saygı duyacağı için onun verdiği heyecandan ve bu heyecanın verdiği mutluluktan güldüğünü düşündü. Gülerek uzanmaya devam etti. Geç kalma ihtimali vardı, umursamadı. Bazı sabahlar sanki gece kendisiyle yatmış gibi gözlerini açar açmaz beynine üşüşen kelimeler yoktu bu sabah. Onu o yapan kelimelerdi belki onlar ama isyana ne gerek vardı. Bak yüzü gülüyordu. Hem bazı şeyler vardı ki değiştiremezdi. Bazı şeyler de kendi elindeydi. Farkındaydı bunun.
Gülüyordu...
Yorganını üzerinden atarken de gülüyordu...
Kalktığında da...
Banyoya giderken de...
Sorgulamadı.
Biliyor gibiydi nedenini.
Biliyordu biliyordu.
Durdu...
Gülümsedi ve güne başladı...

5 Mart 2012 Pazartesi

Rutine Bağlayan Adam

Rutine bağlamak istemiyordu hayatını ama bazı şeyler vardı ki hepsini her gün yapması gerekiyordu. Bazen içlerinden birkaçını yapmadığı olurdu. Yapmadığı zamanlarda kendini devrim yapmış bir lider gibi hissederdi. 
Ömrü boyunca korktuğu şeyi olmaktan korkuyordu. Nasıl bir korkuydu bu böyle, yıllarca süren. Oluyordu ama işte. Gerçi tehlike de devam ediyordu. Hala ömrü boyunca korktuğu seyi olma ihtimali vardı. 
Ömrü boyunca korkmuştu ama ömrü ne kadardı ki zaten. "Şimdi konumuz o değil." dedi. Rutine bağlamak istiyordu muhabbeti. Yani rutin üzerine konuşmak. Konuşmak dediğine bakmayın düşünüyordu. Kendiyle konuşur gibiydi ama. Gibisi fazla, konuşuyordu. 
Heh rutin...
Yazmak da öyle olmuştu. Uykusu olsa bile kelimeler, cümleler bardaktan boşalırcasına yağıyordu beynine. 
Özellikle birkaç gündür yaşadıklarının etkisinden mi yoksa artık yazması gerektiğinin farkına varmasından ötürü mü yazıyordu, bilemiyordu ama ikisi de güzel sebeplerdi. 
Kaldırdı kalemini, kapattı defterini, koydu çantasına...

4 Mart 2012 Pazar

Bana Bi' Saz Verin

Bana öyle bir hafta verin ki,
o bir hafta 
hiç metrobüse binmeyeyim...
Kanıksamayayım(!) kalabalığı,
içine karışayım,
kaybolmak yerine
farkına varayım her birinin...
Bana öyle bir hafta verin ki,
kimse dokunmasın bana tanımadığım
sürtmesin omzum başkasının omzuna
asık suratlar görmeyeyim...
Bana öyle bir hafta verin ki,
aşıklar göreyim her bir yanda
ve gülen,
içten gülen gözler.
İçinde kötülük barındırmayan,
sıcacık eller tutayım...
Bana öyle bir hafta verin ki,
en az bir yıl sürsün...
ama öyle bir yıl ki
sona gelince hep başa dönsün...

Heyecanı Unutan Adam

Çeyrek vardı saat. Gelmemişti otobüs hala. Geç kalmamak için erkenden çıkmıştı halbuki evden. Arada gelmeyen otobüse sövdü. Nasıl olsa şimdi gelecek deyip başka yere giden otobüse binip aktarma yapmadığı için kendine de...
Geç kalsın diye dua etti. Beklemeyi hiç sevmezdi. Bekletmeyi de. İlk defa biri geç kalsın diye dua ediyordu...
Kendi geç kaldı...
Heyecanlıydı. Geç kaldığı için mi, unuttuğu şeyleri hissettiği için mi bilemedi. Heyecanlı olduğunu biliyordu ama. Söverken çok sevdiği, toz konduramadığı şehre, otobüse, kaptana, trafiğe durdu. 
Kendi kendine "Heyecan güzel şeymiş." dedi. 
Sonra tekrar durdu. Bunu sesli söyleyip söylemediğini düşündü. Çevresine bakındı. Kendine tuhaf bakan insanlar görmedi. Sevindi.
Duyduğu heyecan için zaten ayrı sevinçliydi. İki kat oldu sevinci ama geç kaldığını hatırladı. Bütün sevinci gitti. Geri gelmeyecek diye korktu. Bazen gerçekten çok korkardı. Ağlayacak, köprüden atlayacak kadar çok korkardı.
Yağan karı fark etti. İçi ısındı. Hep zıtlıklar yaşardı zaten. Beynine hayran kaldı sonra. Bu kadar şeyi aynı anda nasıl düşünüp, hissedebiliyordu...
Heyecanı fark etti sonra... 
Yüreğini biraz daha hızlı çarptıran heyecanı. 
Güldü...
İndi sonra otobüsten, koştu...

3 Mart 2012 Cumartesi

İsyan Edemeyen Adam

Kapitalizm, sistem, uyku, iş, eğitim, tekdüze, anne, evlilik, çocuk, üşengeçlik, müdür, çevre, sevgili, isyaaeann, beklentiler, memur, lanet, sövmek, tıraş, mecburiyet, erken yatmak, gelecek, para, ek iş, araba, erken kalkmak, ev, çocuk, lanet, isyaaean, uyku, sövmek, tıraş, gelecek, uyku, sövmek, sistem, lanet, gelecek, mecburiyet, uyku, sistem, lanet, mecburiyet...
Yataktan kalkıp tuvalete gidene, tuvaletten çıkıp lavaboya geçip de buz gibi suyu yüzüne çarpana kadar aklından geçen kelimelerdi bunlar. Hatta yüzünü yıkarken de aklındaydılar.
Banyo, duş...
Evet bunları unutmuştu...
Hareketlerini hızlandırdı. Yapması gerekenleri sıraya koydu. Biraz önce aklından geçenler durmadan araya giriyordu. 
"Lanet!" dedi, "Dağılın ulan!" manasında...
Lanet olmadı ama dağıldılar. En azından bir sonraki böyle bir sabaha kadar. Bazı sabahlar acayip derecede mutlu uyanırken bazen de sanki gece birlikte yatmışlar gibi bu kelimelerle uyanıyordu. 
"Bilinçaltı!" dedi, kendi kendine. En çok da kendisiyle konuşmayı seviyordu. 
Yani bazen. 
Bazen insanın kendini bile anlayamadığı zamanlarda kendisini alır karşısına konuşurdu. Bazen zorla oturtur konuşurdu. Sonucu hep olumlu olurdu.
"Amma çok bazen dedim." diye düşündü.
"Hem nereden geldim şimdi buraya? İsyan etmiyor muyduk biz?" diye sordu kendine isyan edemeyen adam...
İsyan eden bir tarafını aradı ama bulamadı.
Zaten hiç isyan etmemişti ki isyan edemeyen adam...